• TR
  • EN
  • FR
  • PT
  • AR



Değirmenciliğin Anadolu’daki tarihinin onbin yıl öncesine kadar gittiği yapılan arkeolojik kazılarda bulunmuştur.

Çatalhöyük, Çayönü, Hacılar gibi antik yerleşim yerlerinde ortaya çıkarılan ve değirmenlerin en ilkel türü sayılabilecek havan ve dibek gibi öğütücü taşlar değirmenciliğin Anadolu’da ne kadar eskilere dayandığının kanıtıdır.

Mezopotamya, Mısır, Yunanistan ve İtalya’da yapılan kazılarda da benzeri aletlerin bulunduğu çeşitli kaynaklarda belirtilmektedir. Havan, soku (içinde tahıl dövülen taş dibek) ve değirmen taşları ile bu coğrafyada buğday, arpa, mısır gibi tahılların öğütülerek un haline getirildiğini arkeolojik buluntulardan anlıyoruz.





Su değirmenlerinin hepsi bir dere kenarına kurulur. Derenin suyu belli bir mesafe ve yükseklikten bir boru veya oluk ile değirmenin taşını döndürecek olan çarkın üzerine düşürülür. Sistemin güç kaynağı yüksekten akan bu sudur. Yeldeğirmenlerinde ise rüzgâr suyun yaptığı işi yapar.

Rüzgar, taşı döndürecek olan kanatlara çarparak çarkın dönmesini sağlar. Su ve yel gücüyle dönen değirmenler ve bunları işleten değirmencilerin sayısı günümüzde yok denec

DEĞİRMENTAŞI

Değirmenlerde üst üste duran iki taştan alttaki sabittir. Yalnız üstteki taş döner. Buğday, mısır, arpa tanelerini ezip una dönüştüren tekerlek biçimindeki üstteki taştır. Taşın ortalama ağırlığı 300–350 kg. kadardır. Yüksekliği 30–35cm. olup çapı 90–100cm. arasındadır. Üsttaş, alttaşın ortasından geçen dikey bir eksen üzerine oturur ve bundan hareket alır.

Dakikada ortalama 120 devir yapar. Her iki taşın etrafında çinko malzemeden veya ahşaptan yapılmış bir muhafaza bulunur. Bu muhafaza öğütülen tahılın etrafa saçılmadan tekneye dökülmesini sağlar.